Bu dükkanda her şey güzeldi ancak en çok kibrit kutuları ilgimi çekti. İki büyük sandık dolusu, çeşitli kibrit kutularının albenisi yüksekti. Sandıktaki envai çeşit kibrit kutularının içinden seçim yapmak zordu, hepsi birbirinden güzeldiler. Tabi koleksiyonum olmadığı için almadım ama fiyatlarını merak edip sormadığıma da pişman oldum.

Herhalde bu kadar nadir bulunan kutuların fiyatı bakkaldaki 3 kuruşluk dandik, sarı kibritlerle bir değildir. Ne yazık ki bu kadar güzel görünen bir koleksiyonun ülkemizde devam etme şansı yok. Dünyada nasıl bilmiyorum. Kibrit kutuları da teslim olmuş ve dejenere olmaktan kendisini kurtaramamış.
Bu arada benim yeni öğrendiğim bir bilgiyi de paylaşmak isterim. Kibritin çakmağa göre daha ilkel olan görüntüsü, daha eski olduğunu düşündürürdü bana hep. Halbuki çakmak kibritten önce kullanılan bir malzemeymiş. Aslında ilk insanların ateşi taşları birbirine vurarak yaktıkları düşünülürse çakmak taşının daha eski olduğunu fark etmek çok da zor değil.
Bir de hastası olduğum kibrit kokusu. Ah o koku.. İster balici de ister tinerci, severim kibritin kokusunu. İlk kıvılcımla çıkan hafif dumanlı koku.
Ha bu arada unutmadan; kibritçi kızı bu hale düşüren çivisi çıkmış dünyanın köküne de benden kibrit suyu ulan..
Hiç sönmeyen bir kibritle ömür boyu üşümemeniz dileğiyle...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder